Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Kasım 2013 Perşembe

ASiD REFLÜ İLE BAŞ ETMENIN DOĞAL YOLLARI bölüm 3

ASiD REFLÜ ILE BAŞ ETMENIN DOĞAL YOLLARI bölüm 3


Neden Reflux halk arasında bu kadar salgın halinde? Neden esofagus kanseri Amerika'da en yaygın kanserlerden biri ?Neden bir sürü ilaç tedavisine cevap vermeyen hasta var?

Bence bu soruların cevabı; yiyip içtiğimiz besinlerin ürünlerin raf ömrünü uzatma amaçlı firmalar tarafından kontrolsüz olarak kullanılan yüksek asit katkılı yiyecekler! Bunların başını bilerek ve zevkle tükettiğimiz asitli/gazlı içeçekler çekerken, konserve hatta kurutulmuş bir çok gidada, ekmek ve diğer ünlü gıdalar gelmekte. Katkılı bu yiyecekleri bilinçli tüketmeyi öğrendiğimiz andan itibaren sorunlarımızın daha kolay baş edilebilir olacağını anlayacaksınız, en azından benim için öğle oldu. Şimdi aşağıda ki listeye bakarak durumuzun ne kadar alarm verici olduğunu bulabilir ve daha sonrada yapılması gerekenleri yapabilirsiniz.

Aşağıda ki liste asit Reflü sü ilerlemiş hastaların alarm verici belirtilerini maddeliyor. Bu listeden kaç tane si size uyuyor?

Mide ekşimesi 
Boğaz ağrısı 
Ses kısıklığı 
Kronik öksürük 
Post-nazal akıntı 
Boğucu Yutma zorluğu
Kronik boğaz temizleme 
Boğazda bir yumru hissi

Yukarıdaki listede en az 5 bulguya sahipseniz aşağıdaki yazıyı okumaya devam etmenizi öneririm.
In Association with Amazon.co.uk
Diyetiniz deki Asitli yiyeceklerin, Reflü hastalığı arasındaki bağlantısı

Biliyorum hepimiz bilim adamı değiliz ve burada çok derine girip hem sizi sıkıp kafanızı katiştırmak iştemem, fakat hücre biyolojisi bilim dalı, yediğimiz ve içtiklerimiz de bulunan aşırı asidin hücrelerimize ne kadar çok zarar verdiğini kanıtlayan bir sürü çalışmalarla dolu. Son bir kaç yılda özellikle Amerika yiyecek kültürünün üzerinde yoğunlaşarak, özellikle fast food denen yiyeceklerin obeziteye sebeb olması yanında, gıdalarda mevcut asitin de tehlikeli boyutta sağlığa zararlı etkilerine dikkat çekmektedir. 

Ülkemizde çoçuklar ve gençler arasında oldukça popüler olan fast food zincirlerinde sağlığımızı hiçe sayarak geleceğin genç vücutlarını yavaş yavaş hasta etmektedir. Bunun önüne geçmek belki bilinçlenerek, birbirimize anlatarak önüne geçebiliriz.
Bunun yanında mümkün olduğunca taze sebze ve meyva tüketimi, işlemden geçmemiş gıdaların sınırlı tüketimi ve asitli içeklerden kaçınarak Reflü yü biraz olsa hafifletebiliriz.

Ilk ve ikinci bölümde ki bloğumda asid Reflü tedavisinde önerilen doğal yöntemlere değinmiştim, onlara ek olarak son senelerde bu doğal yöntemlere bir kaç yenisi eklendi. Aşağıda eskilere biraz tekrarda olsa yeniden değinerek geçmek istiyorum. 

1. Kilo kaybının sadece %10 bile Reflü semptomlarını azalttığı çalışmalarda gösterilmiş.

2. Bir anti- Reflü diyetini takip edilmesi önerilmekte fakat Zayıflamak için bile yapılan diyetleri pek uygulayamadığımız ortada olduğu için benim önerim, alkaline ve asit il olan gıdaları öğrenerek , alınımlarını azaltmak( bir dahaki bloğumda bir listesini vereceğim)

3.Bir naturopathic bir doktor Dr.Millie Lytle  ye göre, yenilen tuzsuz bademin, iyi bir kalsiyum kaynağı olması yanında alkaline olan bademin mide ph ını dengeliyerek mideyi rahatlatını açıklamaktadır.

4. İşlem görmemiş Aleo vera bitkisinin suyunun içilmesi

5. Güne ılık suya yarım limon suyu sıkarak başlanması, mide asidini dengelediğini söyleyen Dr Rebekah Fedrowitz tarafından öneriliyor,bende şahsım tarafından bu yöntemi hem karaciğerin toksinlerinden arınmada kullanılan bir yöntem olduğu için kısa bir süre uygulamıştım ve limonun asid dengeleme yönünü bilmiyordum, denemeye değer sanırım

6.Daha önce ki bloğumda ayrıntılarını verdiğim gibi bir bardak suya bir kaşık karbonat eklenerek aç karnına içilmesi, midenin ph ını dengelerek güne ağrısız , sısısız başlamanıza yardımcı olacaktır

7.Yemekten sonra hazımsızlığa engel olmak içinde elma yenmesi önerilmekte

8. Probiotic olarak geçen yoğurtları ve eğer mümkünse Acidobacteri bifidobacterium içeren kapsülleri düzenli tüketmek 

9. İrrite olmuş bağırsakları yatıştırmak için karaağaç ( slippery elm) bitkisinin  çayının tüketilmesi önerilmekte, bunun yanında bitkisel çaylardan nane, papatya asid Reflü nün belirtilerini azaltmaktadır

10. Yemeklerden sonra çiğnenen sakızın ağzda ki tükürük salgısını arttırarak özafagusta ki gaz salgısını azaltığı için önerilmektedir

11. Uyurken sol tarafınızda uyuyun, çalışmalar midenin üzerinde basınca sebeb olacağı ve GERN nin etkilerini artırması yüzünden önerilmiyor

12. Manuka balı özellikle reflux hastalarının Barrett's özafagusu iyileştirdiği için kullanımı önerilmektedir. Kullanımı ise yemeklerden sonra ılık suya bir kaşık manuka konularak çay gibi içilmesi, Manuka balının diğer bir özelliği Helicobacteri olanlarda bakterinin eradikadyonunda kullanılması.

6 Temmuz 2012 Cuma

Farkındalık OSHO







Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum."Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil" demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum;

"FARKINDALIK"

Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından takdir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin. Ama ben hâlâ ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacık hale getirir, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler.

Yazar:Osho

Nanoteknoloji ve Yanlış Ellerdeki Korkutucu Sonuçları

Bazı bilim adamlarına göre geleceğin bilimi, bizi uzay çağına taşıyacak bir özelliğe sahip, bana göre kontrollü kullanılması gereken tehlikeli bir bilim.

            ‘Nano’ kelimesi Yunanca ‘nannos’ kelimesinden gelir ve “küçük yaşlı adam veya cüce” demektir. Nanoteknoloji maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. Genel olarak 100 nm ve daha küçük boyutta malzeme ve aygıt geliştirmekle ilgilidir. (1 nm metrenin milyarda biridir.)
Maddeler nano boyutta farklı davranışlar hata olağanüstü davranışlar gösterir. Olağan halde ışığı ve elektriği iletmeyen maddelerin, nano boyutta tam tersi özellikler göstermesi ve olağan boyutta sert olmayan maddelerin nano boyutta elmastan bile sert bir davranış göstermelerinin anlaşılması, günümüzde nano teknolojiyi gündeme getirmiştir. Malzemeler nano düzeyde küçültüldüğü zaman, normalde görmediğimiz yeni üstün özelliklerin ortaya çıkması; böylece üretilen nano teknoloji ürünlerinin daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas özellikle donatılmış olması günümüzde nano teknolojiyi ilgi odağı haline getirmiştir.
               
29 Aralık 1959'da Amerikan Fizik Cemiyetinde Richard Feynman'ın "Aşağıda Daha Çok Yer Var" adlı konuşmasında nanoteknolojide yapılabilen buluşlara değinmesi, nanoteknolojinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Feynman atomları ve molekülleri çok hassas aletlerle manipüle ederek, çok küçük boyutlarda operasyon yapılabilabileceğini anlatıyordu. Tabi o zamanlar tarif edilen bu sürecin ismi henüz nanoteknoloji değildi. Nanoteknoloji terimi ilk kez Norio Taniguchi tarafından "Temel Nano-Teknoloji Konseptleri" adlı makalede dile getirildi.
 Feynman küçük boyutlarda yerçekimi gibi kanunlarının öneminin azalacağına, Van der Waals gibi mikro düzeydeki zayıf kuvvetlerin daha önemli hale geleceğini söylüyordu.
1981'de STM (Taramalı Tünelleme Mikroskobu) Gerd Binnig ve Gerhard Rohrer tarafından üretildi. Bu mikroskop atomların yerlerini değiştirebiliyordu. Buluşlarından dolayı 4 yıl sonra Nobel ödülü aldılar.
            1980 yıllarda sonra Nano teknolojide ki ilerlemeler artık önü alınmaz bir hızla devam etmeye başlamış ve kullanılan nano partiküllerinin canlı doğasında nasıl bir etki yaptığının araştırmasına ise hiç bir önem verilmediğini TSCA (Toksik Maddeleri Kontrol Kanunu) adlı kanunda görmekteyiz.
TSCA kanununun en büyük zayıflarından biri de, kimyasal malzemeler hakkındaki yetkisinin mahkeme kararları tarafından engellenmesidir. Eğer nanomalzemeler "yeni" kimyasal malzemeler olarak tanımlanmazsa, pratikte çoğu nano partikül aslında TSCA'nın yetkisi dışında kalacaktır.
2007 yılında EPA yayınladığı bir yazıda, yeni kimyasal malzemeler belirlenirken parçacık büyüklüğünün dikkate alınmayacağını belirtmişti. Parçacık büyüklüğünün tam olarak da nanomalzemeleri tanımladığını ve nanomalzemelerin farklı davranmasının ana sebebi olduğu düşünülürse, EPA'nın açıklaması kısaca TSCA'nın bir nanoteknoloji programı olmayacak anlamına geliyor. Ancak şu iki husus önemli. İlki, hukuksal olarak parçacık boyutunun dikkate alınmaması doğru olabilir, yazı sadece malzemenin moleküler yapısını dikkate alıyor. İkincisi, bazı nanomalzemelerin gerçekten de molekül yapısı büyük hallerindeki moleküllerinden farklıdır, yani bu tip malzemeler yeni malzemeler kategorisine girebilecektir. Fakat, nanomalzemelerin çoğu bu düzenleme ile yani malzemeler kategorisine giremeyebilir, çünkü çoğu madde büyük halininkiyle aynı kimyasal bileşim ve yapıya sahip. Ve benim kanımca artık nano pariküllerinin canlı ortamlarda kullanılacaksa insan sağlığı üzerinde zararları olup olmadığının test edilerek bir standart yapıya kavuşturulmasıdır.
Bun yanında nano partüllerin insan sağlığı  üzerinde etkileri üzerine geniş kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamasına  rağmen ( http://nanoturkiye.blogspot.com/2008_07_01_archive.html#ixzz1Z8i6wG1E )


2008 yıllarında Almanya Federal Hükümeti çevre ve doğayı koruma altında kurulan  (Bund) derneğinin yayınladığı “Laboratuardan tabağımıza” adli makalede,  nano partikal ile işaretlenmiş ürünlerin, potansiyel çevre ve sağlık üzerine artan tehlikeleri olduğuna işaret etmek için  bilimsel kanıtlarla ispatlanan  100’un üzerine vaka bulunduğuna dikkati çekerek  Nanomaterial olarak tanımlanan ürünlerin yasaklanmasını istemiştir. Bu derneğin bulguların göre Nanopartüküllerin insan metabolizmasında çok büyük toksik zarara yol açmaktadırlar. Mesela, zararsız bir katkı maddesi olan titanium dioksit de nano boyutunda DNA ya zarar vererek, hücre fonksiyonunu ve insan bağışıklık sistemini bozmaktadır. Ayrıca, gıdalarda bulunduğunda ise sindirim sisteminin bağırsak duvarlarından nüfus edilerek kan dolaşımına katılmaktadır. Bağırsaklarda infulamasyona yol açmakta, hatta beyin bariyerinden rahatlıkta geçebilmektedir.
(Aus dem Labor auf den Teller Die Nutzung der Nanotechnologie im Lebensmittelsektor)
            2011 yilinin yarisinda bu dernek yaptigi bu çalışmaları Alman hükümetine duyurmayı başaramamiş olsa gerek ki hala nanoteknoloji Almanya da tüm hızıyla devam etmektedir.