Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Aralık 2013 Cuma

FLUORIDE IN DRINKING WATER IN OXFORD COUNTY





Health Information Advisory

Environmental Health Update for Residents, Health Care Professionals & Community Partners

January 25, 2013

FLUORIDE IN DRINKING WATER IN OXFORD COUNTY
This Health Information Advisory is to advise residents, health care professionals and other users of the municipal drinking water system that fluoride levels in the following communities in Oxford County have tested above the Maximum Acceptable Concentration (MAC) of 1.5 mg/L





page1image6080
Fluoride range at which water is still acceptable to drink**
page1image7184

Community
page1image7916 page1image8056
Fluoride levels
page1image8584
Brownsville 

1.74 to 1.77 mg/L
1.5 mg/L
1.5 – 2.4 mg/L
Ingersoll 

1.0 to 1.98 mg/L
Lakeside 

1.55 to 1.56 mg/L
Springford 

1.66 mg/L


* The County of Oxford is required to test for fluoride samples in municipal drinking water every five years.
**If children 6 years of age or younger are in the household, it is recommended other sources of fluoride are reduced, e.g., by using non-fluoride toothpaste, using bottled water for baby formula (after it has been boiled and cooled). See page 2 for more information.
Understanding fluoride levels
The County of Oxford does not add fluoride to drinking water. Fluoride is naturally present at varying levels in the water in Oxford County.
Water supplies that contain naturally occurring fluoride between 1.5 and 2.4mg/L are considered acceptable to drink by the Ontario Ministry of the Environment. The bacteriological safety of municipal drinking water is not affected by fluoride levels, meaning that the water is safe to drink.
When fluoride levels are in the 1.5 - 2.4 mg/L range, the Ontario Ministry of Health and Long Term Care recommends heightened public awareness to educate people on how to control too much exposure from other sources of fluoride, such as food and toothpaste. This is to protect against dental fluorosis in young children. 


Health Consideration: Dental fluorosis in young children
Fluorosis is a dental condition caused by exposure to fluoride while teeth are forming in the gums (usually ages 0-6 years). Fluorosis can cause small white flecks on teeth or larger white areas or, at higher fluoride levels, pitting or brown areas. Fluorosis is a cosmetic condition, not a health condition.
Drinking water below the maximum acceptable concentration of 1.5mg/L will protect against moderate dental fluorosis in children while helping to protect against cavities. However, it is difficult to predict if fluorosis will occur and what it will look like. The following recommendations are intended to minimize the effects of fluoride in the water system if fluoride levels are above 1.5mg/L:
  1. Water treatment. Use a home treatment system to remove or reduce the fluoride content if there are young children in the home. Only reverse osmosis and distillation processes remove fluoride. Charcoal filters do not remove fluoride.
  2. Use other sources of water. If it is not possible to use a home treatment system, consider using water from another source with a lower fluoride level (e.g., non-fluoridated, bottled water) for drinking, cooking, mixing juices or making baby formula, especially when there are young children in the home. Bottled water, like tap water, must be sterilized when it is used to make baby formula.
  3. Non-fluoride toothpaste. Consider using non-fluoride toothpaste for children up to and including 6 years of age, or no toothpaste for children up to 3 years of age, especially for children who may swallow toothpaste. Parents should only use a small amount of toothpaste (pea-size or a smear) regardless of fluoride levels in the water, and should always supervise the amount of toothpaste being used.
  4. Don’t use fluoride supplements. Fluoride supplements should not be used in areas with naturally occurring fluoride.
  5. Consult with your dentist. A fluoride treatment at the dentist is not likely to contribute to fluorosis; however, parents should discuss the use of any dental products with their 
    dentist.

Fluoride levels in non-municipal drinking water (private wells)
Some private wells in Oxford County may also contain naturally-occurring fluoride levels above the recommended level of 1.5 mg/L. Public Health recommends regular testing of well water: three times a year for bacteria and once a year for fluoride and nitrates. Visit www.oxfordcounty.ca/health to learn more.

More information
If you have questions about fluoride in your drinking water, please consult your health care professional, or call Public Health & Emergency Services at 519-539-9800, ext. 3410, toll-free 1-800-755-0394. More information is available online at www.oxfordcounty.ca/fluoride




Issued by:
Dr. Douglas A. Neal
Acting Medical Officer of Health Oxford County Public Health
Dr. Wayne McKay
Dental Consultant
Oxford County Public Health 

ALKALİNE DIYETİ İLE SAĞLIKLI YAŞAMAK BÖLÜM 1


Alkali  Diyeti 


Sağlık problemlerinden kurtularak sağlıklı yaşamak nın yanında fazla kilolardan kurtulmak mı istiyorsunuz? O zaman yapmanız gereken hiçte zor değil, sadece asidik olan gıdaları daha az alkali olan yiyecekleri ise daha fazla yiyerek bunu kolayca sağlıyabilirsiniz. 


Insan kanı aslında biraz alkali (7.35-7.45) ve bu rakamların aşağısı veya yukarısı hastalık  belirtilerinin görülmeye başladığı düzeydir. pH 7.0 ise normal olarak asitliğin ve alkali olmanın tam orta durumdur. pH 7.0 ın altı asitlik, pH 7.0 ın yukarısı alkalidir. Kandaki asitlik genellikle aşırı asitli diyetlerde, ruhsal rahatsızlıklara veya streslerde, vücudun toksik olarak yüklenmesinde, immun ( bağışıklık bozucu) hastalıklarda meydana çıkar.

Bu durumlar ortaya çıktığında vücüt asidin olan yapısını, vücutta alınan alkali olan mineraller ile ayarlamaya çalışır. Ve eğer yediğimiz gıdalarda yeterli miktarda alkali mineraller yoksa asit hücrelerde birikmeye başlar.






Ilk önce biraz kimya dersimizi hatırlamamız yeterli! pH denen formül aslında çözeltilerin asitlik veya bazlık tarifleri için kullanılan bir ölçü birimi olarak, kırmızıdan yeşile dönen 0 ila 

14 kadar olan bir sıkala ile belirtilir. Bu sıkala da yukarıdaki olduğu gibi kırmızıdan yeşile
dönen renk tablosundan anlaşılır. 

Asidik beslenme vücudun aldığı besinleri ve mineralleri kullanılmasını zorlatırarak, hücrelerin kendilerini onarma yeteneklerini azaltmaları yanında hücrelerin ağır metalleri atma yolunu bozarak, genel bir yorgunluk ve hastalık hali yanında kansere yatkınlığa sebeb olmaktadır. Hatta kanın pH nın 6.9 göstermesi oldukça asitik olan kanın ani ölümlere vekoma sebeb olduğu bile bilinmektedir.
Asitli gıdaların yanında içtiğimiz kahve, çay ve hatta seker yerini alan Aspartame tarzı tatladırıcılar da oldukça asidik ve alımlarına oldukça dikkat etmeliyiz.

In Association with Amazon.co.uk Sağlıklı yaşam için diyetimizin %60 ı alkali içerikli gidalar, %40 ı ise asitli yiyeceklerden oluşmalıdır, fakat hali hazırda bir sağlık pronünleminiz varsa bu oran %20 lı asit gıdalar ile sınırlandırılmalıdır.
Daha önceki bloğumda açıkladığım gibi Amerikan tipi fast food tarzı beslenme ne yazik ki 
oldukça asidik ve kesinlikle uzak durulması gerekiyor.

Çoğunlukla alkali olan gidaların başını yeşil sebzeler olmak üzere, bazı meyvalar ve bunun yanında bazı kuru  baklıyatlar, baharatlar, kuru yemişler çekiyor.
Asidik olan gıdalarda tahmin edebileceğiniz kadarı ile et ve et ürünleri, balık ,yumurta, bazıkuru baklagiller çekiyor.

Üç senedir denediğim bu diyetle hem mide probleminden kurtuldum hemde kilo problemim yok denecek kadar azaldı. Sadece dikkat edilmesi gereken aşağıdaki tabloda verildiğim gibi kırmızı tarafta olan yiyeceklerden kaçınarak daha çok yeşil tarafında ki gıdaları tüketmek.

Yediğimiz bir çok gıda da bu tablo içinde yerini alıyor. Herne kadar bu tabloda yediklerimizin çoğu sebze veya meyva olsada bir çok sebzenin veya meyvanın asitik olduğunu okuduğumda gerçekten midemin bazen neden ağrıdığını anladım. Benimde artık dikkat 
ederek yediğim bu tabloya uymak oldukça basit, günde bir kere yi geçmediği müddetçe asit li listeden ki yiyecekleri seçerek tüketme sonucu sağlıklı yaşamak mümkün.


...ALKALI GIDALAR

...ASİDİK GIDALAR


Devamı bölüm 2 de 

28 Kasım 2013 Perşembe

ASiD REFLÜ İLE BAŞ ETMENIN DOĞAL YOLLARI bölüm 3

ASiD REFLÜ ILE BAŞ ETMENIN DOĞAL YOLLARI bölüm 3


Neden Reflux halk arasında bu kadar salgın halinde? Neden esofagus kanseri Amerika'da en yaygın kanserlerden biri ?Neden bir sürü ilaç tedavisine cevap vermeyen hasta var?

Bence bu soruların cevabı; yiyip içtiğimiz besinlerin ürünlerin raf ömrünü uzatma amaçlı firmalar tarafından kontrolsüz olarak kullanılan yüksek asit katkılı yiyecekler! Bunların başını bilerek ve zevkle tükettiğimiz asitli/gazlı içeçekler çekerken, konserve hatta kurutulmuş bir çok gidada, ekmek ve diğer ünlü gıdalar gelmekte. Katkılı bu yiyecekleri bilinçli tüketmeyi öğrendiğimiz andan itibaren sorunlarımızın daha kolay baş edilebilir olacağını anlayacaksınız, en azından benim için öğle oldu. Şimdi aşağıda ki listeye bakarak durumuzun ne kadar alarm verici olduğunu bulabilir ve daha sonrada yapılması gerekenleri yapabilirsiniz.

Aşağıda ki liste asit Reflü sü ilerlemiş hastaların alarm verici belirtilerini maddeliyor. Bu listeden kaç tane si size uyuyor?

Mide ekşimesi 
Boğaz ağrısı 
Ses kısıklığı 
Kronik öksürük 
Post-nazal akıntı 
Boğucu Yutma zorluğu
Kronik boğaz temizleme 
Boğazda bir yumru hissi

Yukarıdaki listede en az 5 bulguya sahipseniz aşağıdaki yazıyı okumaya devam etmenizi öneririm.
In Association with Amazon.co.uk
Diyetiniz deki Asitli yiyeceklerin, Reflü hastalığı arasındaki bağlantısı

Biliyorum hepimiz bilim adamı değiliz ve burada çok derine girip hem sizi sıkıp kafanızı katiştırmak iştemem, fakat hücre biyolojisi bilim dalı, yediğimiz ve içtiklerimiz de bulunan aşırı asidin hücrelerimize ne kadar çok zarar verdiğini kanıtlayan bir sürü çalışmalarla dolu. Son bir kaç yılda özellikle Amerika yiyecek kültürünün üzerinde yoğunlaşarak, özellikle fast food denen yiyeceklerin obeziteye sebeb olması yanında, gıdalarda mevcut asitin de tehlikeli boyutta sağlığa zararlı etkilerine dikkat çekmektedir. 

Ülkemizde çoçuklar ve gençler arasında oldukça popüler olan fast food zincirlerinde sağlığımızı hiçe sayarak geleceğin genç vücutlarını yavaş yavaş hasta etmektedir. Bunun önüne geçmek belki bilinçlenerek, birbirimize anlatarak önüne geçebiliriz.
Bunun yanında mümkün olduğunca taze sebze ve meyva tüketimi, işlemden geçmemiş gıdaların sınırlı tüketimi ve asitli içeklerden kaçınarak Reflü yü biraz olsa hafifletebiliriz.

Ilk ve ikinci bölümde ki bloğumda asid Reflü tedavisinde önerilen doğal yöntemlere değinmiştim, onlara ek olarak son senelerde bu doğal yöntemlere bir kaç yenisi eklendi. Aşağıda eskilere biraz tekrarda olsa yeniden değinerek geçmek istiyorum. 

1. Kilo kaybının sadece %10 bile Reflü semptomlarını azalttığı çalışmalarda gösterilmiş.

2. Bir anti- Reflü diyetini takip edilmesi önerilmekte fakat Zayıflamak için bile yapılan diyetleri pek uygulayamadığımız ortada olduğu için benim önerim, alkaline ve asit il olan gıdaları öğrenerek , alınımlarını azaltmak( bir dahaki bloğumda bir listesini vereceğim)

3.Bir naturopathic bir doktor Dr.Millie Lytle  ye göre, yenilen tuzsuz bademin, iyi bir kalsiyum kaynağı olması yanında alkaline olan bademin mide ph ını dengeliyerek mideyi rahatlatını açıklamaktadır.

4. İşlem görmemiş Aleo vera bitkisinin suyunun içilmesi

5. Güne ılık suya yarım limon suyu sıkarak başlanması, mide asidini dengelediğini söyleyen Dr Rebekah Fedrowitz tarafından öneriliyor,bende şahsım tarafından bu yöntemi hem karaciğerin toksinlerinden arınmada kullanılan bir yöntem olduğu için kısa bir süre uygulamıştım ve limonun asid dengeleme yönünü bilmiyordum, denemeye değer sanırım

6.Daha önce ki bloğumda ayrıntılarını verdiğim gibi bir bardak suya bir kaşık karbonat eklenerek aç karnına içilmesi, midenin ph ını dengelerek güne ağrısız , sısısız başlamanıza yardımcı olacaktır

7.Yemekten sonra hazımsızlığa engel olmak içinde elma yenmesi önerilmekte

8. Probiotic olarak geçen yoğurtları ve eğer mümkünse Acidobacteri bifidobacterium içeren kapsülleri düzenli tüketmek 

9. İrrite olmuş bağırsakları yatıştırmak için karaağaç ( slippery elm) bitkisinin  çayının tüketilmesi önerilmekte, bunun yanında bitkisel çaylardan nane, papatya asid Reflü nün belirtilerini azaltmaktadır

10. Yemeklerden sonra çiğnenen sakızın ağzda ki tükürük salgısını arttırarak özafagusta ki gaz salgısını azaltığı için önerilmektedir

11. Uyurken sol tarafınızda uyuyun, çalışmalar midenin üzerinde basınca sebeb olacağı ve GERN nin etkilerini artırması yüzünden önerilmiyor

12. Manuka balı özellikle reflux hastalarının Barrett's özafagusu iyileştirdiği için kullanımı önerilmektedir. Kullanımı ise yemeklerden sonra ılık suya bir kaşık manuka konularak çay gibi içilmesi, Manuka balının diğer bir özelliği Helicobacteri olanlarda bakterinin eradikadyonunda kullanılması.

6 Temmuz 2012 Cuma

Farkındalık OSHO







Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum."Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil" demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum;

"FARKINDALIK"

Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından takdir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin. Ama ben hâlâ ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacık hale getirir, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler.

Yazar:Osho

Nanoteknoloji ve Yanlış Ellerdeki Korkutucu Sonuçları

Bazı bilim adamlarına göre geleceğin bilimi, bizi uzay çağına taşıyacak bir özelliğe sahip, bana göre kontrollü kullanılması gereken tehlikeli bir bilim.

            ‘Nano’ kelimesi Yunanca ‘nannos’ kelimesinden gelir ve “küçük yaşlı adam veya cüce” demektir. Nanoteknoloji maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. Genel olarak 100 nm ve daha küçük boyutta malzeme ve aygıt geliştirmekle ilgilidir. (1 nm metrenin milyarda biridir.)
Maddeler nano boyutta farklı davranışlar hata olağanüstü davranışlar gösterir. Olağan halde ışığı ve elektriği iletmeyen maddelerin, nano boyutta tam tersi özellikler göstermesi ve olağan boyutta sert olmayan maddelerin nano boyutta elmastan bile sert bir davranış göstermelerinin anlaşılması, günümüzde nano teknolojiyi gündeme getirmiştir. Malzemeler nano düzeyde küçültüldüğü zaman, normalde görmediğimiz yeni üstün özelliklerin ortaya çıkması; böylece üretilen nano teknoloji ürünlerinin daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas özellikle donatılmış olması günümüzde nano teknolojiyi ilgi odağı haline getirmiştir.
               
29 Aralık 1959'da Amerikan Fizik Cemiyetinde Richard Feynman'ın "Aşağıda Daha Çok Yer Var" adlı konuşmasında nanoteknolojide yapılabilen buluşlara değinmesi, nanoteknolojinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Feynman atomları ve molekülleri çok hassas aletlerle manipüle ederek, çok küçük boyutlarda operasyon yapılabilabileceğini anlatıyordu. Tabi o zamanlar tarif edilen bu sürecin ismi henüz nanoteknoloji değildi. Nanoteknoloji terimi ilk kez Norio Taniguchi tarafından "Temel Nano-Teknoloji Konseptleri" adlı makalede dile getirildi.
 Feynman küçük boyutlarda yerçekimi gibi kanunlarının öneminin azalacağına, Van der Waals gibi mikro düzeydeki zayıf kuvvetlerin daha önemli hale geleceğini söylüyordu.
1981'de STM (Taramalı Tünelleme Mikroskobu) Gerd Binnig ve Gerhard Rohrer tarafından üretildi. Bu mikroskop atomların yerlerini değiştirebiliyordu. Buluşlarından dolayı 4 yıl sonra Nobel ödülü aldılar.
            1980 yıllarda sonra Nano teknolojide ki ilerlemeler artık önü alınmaz bir hızla devam etmeye başlamış ve kullanılan nano partiküllerinin canlı doğasında nasıl bir etki yaptığının araştırmasına ise hiç bir önem verilmediğini TSCA (Toksik Maddeleri Kontrol Kanunu) adlı kanunda görmekteyiz.
TSCA kanununun en büyük zayıflarından biri de, kimyasal malzemeler hakkındaki yetkisinin mahkeme kararları tarafından engellenmesidir. Eğer nanomalzemeler "yeni" kimyasal malzemeler olarak tanımlanmazsa, pratikte çoğu nano partikül aslında TSCA'nın yetkisi dışında kalacaktır.
2007 yılında EPA yayınladığı bir yazıda, yeni kimyasal malzemeler belirlenirken parçacık büyüklüğünün dikkate alınmayacağını belirtmişti. Parçacık büyüklüğünün tam olarak da nanomalzemeleri tanımladığını ve nanomalzemelerin farklı davranmasının ana sebebi olduğu düşünülürse, EPA'nın açıklaması kısaca TSCA'nın bir nanoteknoloji programı olmayacak anlamına geliyor. Ancak şu iki husus önemli. İlki, hukuksal olarak parçacık boyutunun dikkate alınmaması doğru olabilir, yazı sadece malzemenin moleküler yapısını dikkate alıyor. İkincisi, bazı nanomalzemelerin gerçekten de molekül yapısı büyük hallerindeki moleküllerinden farklıdır, yani bu tip malzemeler yeni malzemeler kategorisine girebilecektir. Fakat, nanomalzemelerin çoğu bu düzenleme ile yani malzemeler kategorisine giremeyebilir, çünkü çoğu madde büyük halininkiyle aynı kimyasal bileşim ve yapıya sahip. Ve benim kanımca artık nano pariküllerinin canlı ortamlarda kullanılacaksa insan sağlığı üzerinde zararları olup olmadığının test edilerek bir standart yapıya kavuşturulmasıdır.
Bun yanında nano partüllerin insan sağlığı  üzerinde etkileri üzerine geniş kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamasına  rağmen ( http://nanoturkiye.blogspot.com/2008_07_01_archive.html#ixzz1Z8i6wG1E )


2008 yıllarında Almanya Federal Hükümeti çevre ve doğayı koruma altında kurulan  (Bund) derneğinin yayınladığı “Laboratuardan tabağımıza” adli makalede,  nano partikal ile işaretlenmiş ürünlerin, potansiyel çevre ve sağlık üzerine artan tehlikeleri olduğuna işaret etmek için  bilimsel kanıtlarla ispatlanan  100’un üzerine vaka bulunduğuna dikkati çekerek  Nanomaterial olarak tanımlanan ürünlerin yasaklanmasını istemiştir. Bu derneğin bulguların göre Nanopartüküllerin insan metabolizmasında çok büyük toksik zarara yol açmaktadırlar. Mesela, zararsız bir katkı maddesi olan titanium dioksit de nano boyutunda DNA ya zarar vererek, hücre fonksiyonunu ve insan bağışıklık sistemini bozmaktadır. Ayrıca, gıdalarda bulunduğunda ise sindirim sisteminin bağırsak duvarlarından nüfus edilerek kan dolaşımına katılmaktadır. Bağırsaklarda infulamasyona yol açmakta, hatta beyin bariyerinden rahatlıkta geçebilmektedir.
(Aus dem Labor auf den Teller Die Nutzung der Nanotechnologie im Lebensmittelsektor)
            2011 yilinin yarisinda bu dernek yaptigi bu çalışmaları Alman hükümetine duyurmayı başaramamiş olsa gerek ki hala nanoteknoloji Almanya da tüm hızıyla devam etmektedir.

Ego OSHO



In Association with Amazon.co.uk Ego ve onun oyunları: Evlilik onun oyunudur, para onun oyunudur, iktidar onun oyunudur. Tüm oyunlar egonun oyunudur. Toplum şu ana kadar oyunlar oynar ve halde kalmıştır; bu, dünyanın her tarafında sürekli devam eden bir olimpiyattır. Herkes yukarıya doğru mücadele ediyor ve diğer herkes onu bacaklarından aşağı çekiyor çünkü Everest'in zirvesinde hepinizin duracağı kar yer yok.
Seçebilirsin: Ya hayal kırıklığı, acı, mutsuzluk; o zaman egoya tutunmaya, onu beslemeye devam et. Yahut huzur, sükünet, saadet... Fakat o zaman masumiyetini yeniden kazanmak zorundasın.
Egonu bir kenara fırlat. Tüm egoyu paramparça et. Egoyu yok ederek, kendi özünü keşfedeceksin. Ve bu keşif mümkün olan en muhteşem keşiftir çünkü o mutlak saadete doğru bütünüyle yeni ve kutsal bir yolculuktur...

Şimdi nin Gücü Echart Tolle








"Kendinize şunu sorun: Yaptığım şeyde sevinç, rahatlık ve hafiflik var mı? Eğer yoksa, zaman şimdiki anı örtüp karartıyor ve yaşam bir yük ya da bir mücadele olarak algılanıyor demektir.
Eğer yaptığınız şeyde bir sevinç, rahatlık ya da hafiflik yoksa, bu ille de yaptığınız şeyi değiştirmeniz gerektiği anlamına gelmez. Nasıl'ı değiştirmek yeterli olabilir. "Nasıl" daima "ne"den daha önemlidir. Elde etmek istediğiniz sonuçtan çok, bunu nasıl yaptığınıza daha fazla dikkat verip veremeyeceğinize bakın. En büyük dikkati yaşanan anın sunduğu şeye verin. Bu, olanı tamamen kabul ettiğiniz anlamına gelir, çünkü siz en büyük dikkati bir şeye verip de aynı zamanda ona direnemezsiniz.
Siz şimdiki anı onurlandırır onurlandırmaz, tüm mutsuzluk ve mücadele ortadan kalkar ve yaşam sevinç ve huzurla akmaya başlar. Şimdiki-anın farkındalığıyla davrandığınızda, yaptığınız her şey -en basit eylem bile- bir nitelik, özen ve sevgi duygusuyla dolu hale gelir."






 “Düş var olan en gerçek şeydir.”
“Bir gün, artık çalışması gerekmeyen, düşlemeyi bilen bir toplum olacak; sevgi dolu, düşlemeye yetecek kadar zengin ve düşlediği için ebediyen zengin kalacak bir insanlık.”
“Her insan yeniden doğmadan önce mutlaka ölmelidir. “Ölmek” hüzünlerin yönettiği kaba saba bir dünyadan yok olmak ve daha üst düzeyde ortaya çıkmaktır.”
“Tüm olasılıklar şimdinin içinde bulunur.”
“Ben” içinde taşıdığın ayrılıktır; “ben” senin yalanlar ordundur. Kendi “küçük ben”lerinden bini her söyleyişinde yalan söylüyorsun.
Ancak kim olduğunu biliyorsan “ben” diyebilirsin. Yaşamının efendisiysen ve bir iraden varsa.
Kendini gözle. Kim olduğunu bul!
“…dünya senin onu düşlediğin gibidir.”
“Bir tek düş gerçektir.”
Visibilia ex Invisibilibus
Gördüğümüz ve dokunduğumuz her şey, her görünen bir görünmeyenden gelir.
“Kendini içinde bağışlamak, yaşayan bir insanın yapması gereken asıl işidir.”
“Bağımlı olmak, kişinin kendisine inanmayı bıraktığının ve düşlemekten vazgeçtiğinin bir göstergesidir.”
“Dünyanın bütün kitapları, varlığın tek bir atomunda saklıdır.”
Sevgi sözcüğünün gerçek anlamını, Latince karşılığı olan a-mors, yani “ölümün olmaması veya ölümsüzlük” etimolojisinde bulabiliriz.
Ölümsüz şehir Roma’nın adı da “amor” sözcüğünün tersten yazılmış biçimiydi ve bu bir rastlantı değildi. Roma’ya kurucusunun ona verdiği adın içine mühürlenerek “ölümsüz” yazgısı kazınmıştı.
“Beden, ruhun ete bürünmüş halidir. Ruh ne kadar ölümsüzse, beden de o kadar ölümsüzdür.”
“Kişi başına gelen durumlara karşı tavrını değiştirdiğinde, başına gelecek olayların doğası da zamanla değişecektir.”
Lupelius’un felsefesine göre, bizim varoluş durumlarımız uygun olayları kendisine çeker ve bu olaylar, bizim içinde bulunduğumuz aynı durumları yeniden yaşamamıza neden olur.
İster bilinçli, ister bilinçsiz olsun, kişinin başına dışarıdan gelen hiçbir olay onun rızası olmadan gerçekleşmez. Hiçbir şey insan düşüncelerinin içinden geçmeden oluşamaz. İşte bu yüzden düşünce en büyük güçtür. Lupelius
Varoluş bizim icadımızdır ve bu yüzden sadece bize bağlıdır. Lupelius
Geleceği bilen Delphi tanrısı Apollon Yunan uygarlığının birleştirici bir simgesiydi.
Delphi’ye geleceği üstüne Tanrı’ya soru sormaya gelen bir hac yolcusu, kehanet için yapılmış bu tapınağın girişindeki alınlığa kazılmış “Kendini bil” sözüyle karşılaşırdı.
(Yunanlılar) o dönemde, dünyanın tüm felsefelerini temellerinden sarsan bir ikilemle önceden belirleniş ve kaçınılmaz bir gelecek bildiren ölümlü kaderini mi, yoksa homo faber, yani insanın kendi kaderinin mimar olduğu inancını mı izlemeli sorusu karşısında kararsız kalmışlardı
Kendini bil.
Kendisini, varlığını, kendi düşüncelerini, önyargılarını ve duygularını bilen kişi, geleceğini de bilmektedir, çünkü düşündüğümüz her şey yaşadığımız dünyayla bağlantılıdır; ruh durumumuz kendi kaderimizdir.
“Her şey burada ve andadır! Her insanın yaşamında, geçmiş ve gelecek daima birlikte hareket etmektedir.”
Geçmiş ve gelecek, birbirinden ayrı değil, iç içe geçmiş dünyalardı, ayrılmaları olanaksızdı. İşte tek gerçek buydu.
Tek çözüm de “kendini içinde bağışlamaktı”. “Kendini bağışlamak” bir zaman makinesiydi…sıradan bir akılda çoktan silinip gitmiş olan geçmişe ve henüz bilinmeyen geleceğe yolculuk etmemizi sağlayan bir makine.
Geçmiş ve geleceğin bu an içine sıkıştırıldığı “dikey zaman” ve “zaman beden” kavramları…
Bir kişi “kendini gözlemleyebilirse” geçmişindeki her şeyi düzeltebilir.
Kendini gözleme, düşleme sanatının sadece ilk adımıdır.
“Ölüm bir hatadır. Ve doğaya aykırıdır.”
Lupelius el yazmasında: “Yiyecek, uyku, seks, hastalık, yaşlılık ve ölüm zihinsel kötü alışkanlıklardır. Boş inanış ve yanılsamalardır. Kişi bunlardan kurtulmalıdır.” diyordu.
Daha az ye, daha çok düşle. Daha az uyu, daha çok nefes al. Daha az öl ve ebediyen yaşa.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Dünya Mitolojisi Donna Rosenberg

 Dünya Mitolojisi Donna Rosenberg

DÜNYANIN EN BÜYÜK DESTANLARI Dünya Mitolojisi; Sümer, Hitit, Babil ve Eski Mısır' dan Yunan, Roma ve Kuzey Arupa' ya Britanya Adalarından Pasifik Adalarına, Uzakdoğu' dan Eskimolara, Afrika' dan Kuzey ve Güney Amerika'ya kadar yeryüzünün 59 büyük söylence ve destanını içeriyor. Homeros' un İlyada ve Odysseia' sı Romayı kurmak için kişisel arzularını feda eden bir kahramanın serüvenini anlatan Vergilius' un Aeneas destanı; ölümsüzlüğü arayan kahramanın destanı Gılgamış; lanetili bir yüzük ve hazine kazanarak, uyuyan bir savaşçı kızı kurtaran Töton kahramanının öyküsünü anlatan Sigurd destanı; dünyayı güvenli bir yer yapmak için canavarlarla savaşan bir kahramanın iç dünyasını anlatan Beowulf destanı; Britanya Adalarının birleşmesini ve trajik bir aşk üçgeni yüzünden krallığın yıkılmasını anlatan Kral Arthur destanı ödevine bağlılığıyla halkına örnek olan bir Hint kahramanının serüvenlerini anlatan Ramayana destan; eski bir Doğulu kahramanın, tanrılıkla insanlığın aynı olduğu bir dünyadaki serüvenlerini anlatan Kotan Utunnai destanı; kahramanlığın ne olduğunu sorgulayan Afrika destanı Gassire' in Sazı; kişiler arası ilişkileri kahramanca eylemlerle değer olarak bir tutan Afrika efsanesi Mwindo; insanca zaafların kötülüğün zaferine yol açışını anlatan Aztek destanı Quetzalcoatl; doğa koşullarıyla çatışmanın zorluğunu anlatan Eskimo destanı Sedna ve dünyanın dört bir yanında daha başka birçok söylence...tarihsel dayanakları, yazınsal çözümlemeleriyle... Dünya Mitolojisicoğrafi ve kültürel olarak ayrılmıştır. Karşılaştırmayı kolaylaştırmak için, her kültürden yaratılış, bereket ve kahramanlık öyküleri seçilmiştir.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bill Gate'den Dünya nüfüsunu azaltma önerileri



Bill Gate aşıların İnsan nüfus azalması için kullanılmakta olduğunu itiraf etmektedir.

16 Aralık 2011 Cuma

Su ve Diş Macununda ki Gizlenen Florür Tehlikesi




In Association with Amazon.co.uk Amerikada ki bilim adamları tarafından yapılan yeni bir çalışmada, içme suyundaki yüksek florüre maruz kalma, beyin  hasarına sebeb olduğunu kanıtlamış. Aslında yıllardır Florürün insan sağlığına olan zararlı etkileri bir çok çalışmada ortaya çıkarılarak,  Amerika eyaletinlerinde ve Avrupanın  90 % oranında suya ilave edilen Flörür yasaklanmıştır. 
Flörürün insan sağlığına etkilerinin araştıldığı 60 günlük bir süre ile fareler üzerinde yapılmıştır. Florürün , beyin neokorteks, hipokampus ve serebellum alanlarda nörodejeneratif ve morfolojik değişikliklere neden olduğu,  omurilik ve siyatik sinirlerde yıpranmalara sebeb olduğu  gösterilmiştir.(1) 


Amerika televizyon sunucusu Alex Jones'un suya katılan Florürün zararları ve devlet tarafından neden hala savunulduğunla ilgili videosu oldukça bilgilendirici.
 
Ayrıca K. Pratap Reddy  tarafından da Haydarabad Üniversitesi Journal  Tıp ve Müttefik Bilimler enstitüsünde  ki bir çalışmada da yüksek düzeyde florürün içme suyuna  (1-12 ppm)katılması,  iskeletin fiziksel deformasyonlara neden olduğu ve  doğrudan merkezi sinir sistemini etkilediği  ispatlamışlardır.
Florüre Eylem Ağı (FAN) göre, 25, flor flor düzeyleri, bir milyon kişi başına 0,3 ila 3 parça olarak düşük bile, IQ azalması ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

Dr. Phyllis Mullenix ve arkadaşları tarafından 1995 yılında sıçanla yapılan bir çalışmada da , florürün "motor fonksiyon bozukluğuna, IQ ve / veya insanlarda öğrenme güçlüğü için potansiyel bir göstergesi olan zeka kapasitesinde gerilemelere sebeb olduğunuda ayrıca ABD, Meksika, Çin ve Hindistan gibi farklı ülkelerde yapılan çok sayıda  ki çalışmalarıyla florür maruz kalan çocuklarda IQ açıkları ile ilişkili olduğunu tespit etmişlerdir. 

 
Yeni Zelanda Florür Eylemi Grubu ve Floridasyona Hayır Kampanyası temsilcisi Mark Atkin:
"Bu ağır bir ihmalkarlık ve Bakanlığın yasal görevini yapmamasıdır. Onların, bu toksin konusunda insanlara baskı yaptıkları, bu ileriyi göremeyen yönlendirmelerinin yerine, floridasyonun işe yaramadığını, insanları tehlikeye attığını" söylüyor. Son araştırmalar, florürün önlenmesi gereken en önemli zamanın, yaşamın ilk yılı olduğunu gösteriyor. Atkin:

"Eğer biberonla beslenen bebeklerin maması, florür eklenmiş su ile yapılırsa, bir faktör nedeniyle bebeklerde doz aşımı oluyor. Geçen yıl, Amerika Diş Derneği, 'bebek mamalarının florür eklenmiş su ile yapılmaması' uyarılarını vurgulamıştı." Atkin sözlerine şöyle son veriyor:
"Bizim kendi besin standartları belgelerimizdeki uyarıları, Bakanlık reddederek, bebekleri riske atıyor. " diyerek aslında çok önemli bir vurdum duymazlığa işaret etmektedir.
Bu özelliği sebebi ile Hitler Yavudi kamplarındakı gaz odalarında bu gazı kullanmıştır. 
 
Bu tehlikelerin farkında olan bir çok Amerika  eyaletlerinde içme sularına katılan florür yasaklanmıştır, fakat ülkemizde malesef bu kimyasal hala diş sağlığında oldukça popüler bir şeçimdir.
Avrupa da  florürün şehir suyuna ilavesi 99%  oranında  reddedilmiş, yasaklanmış, ya da çevre, sağlık, yasal ya da etik kaygılar nedeniyle florür takviyesi durdurulmuştur. Hatta bu yüzyılın Almanyasında dahi Florür bakın hangi gerekçe ile yasaklanmış:

"1978 yılında, Batı Alman Gaz ve Su Uzmanları Derneği, yasal nedenlerle florür takviyesi red ederek,  1 Litre başına 1 mg olan optimal florür konsantrasyonunu insan vücudunda uzun vade kullanıldığında bir hasara sebeb olabileceği gerekçesini göz önünde bulundurulduğunda kullanımını yasaklamıştır' (2)

Başka bir çalışmada ise Florürün Tiroid kanseri ile bağlantısına dikkate çekmektedir.
 1955 yılında New England Journal da ki bir rapora göre ‘ tiroid kanseri, San Francisco, şehrin içme suyu florürlü sahip olduğu döneminde yüzde 400 artış göstermektedir ",  Gladys Caldwell ve Philip Zanfagna adlı yazarların  1974 yılında ki çalışmalarını yazdığı kitaptan alınmıştır.(3)
 
Daha yakın bir tarihte 1998 yılında John Yiamouyiannis sodyum florür Ulusal Toksikoloji Programı kanser biyoassay sonuçlarını yayınlamıştır. Bu yine verilerin yanı sıra tiroid adenom olayların florürlü suyu tükeyen populayonlarda artmış olduğu gözlenmiştir. Ancak, ne yazık ki NTP raporunun son yayınlanan bölümünde ise  "karsinojenite mutlak kanıt değildir ", sonucu ile FDA tarafından değiştirilmiştir.
Her ne kadar Florürün zaralı olduğunun kanıtlanması örtbas edilmeye çalışılsa da sonunda FDA Amerikanın bütün eyaletlerinde suya eklenen miktarı azaltığını açıklamıştır.
 

 
Ekim 2010 yılından bu yana Amerika Waterloo, Ontario'da florür takviyesi engellemek için29 eyalettin çeşitli şehirlerinde florür takviyesi durdurulmuştur.

Böbrek hastalığı olan kişiler, florür toksisitesine yüksek bir duyarlılıkları vardır. Florürü vücüttan atılımını sağlamayan böbreğim süzme kapasitelerinin azalmalmıştır. Sonuç olarak, florür toksik seviyeleri yükselir ve  kemiklerde birikir ve alüminyumun toksisitesini de  yoğunlaştırmak ve renal osteodistrofi olarak bilinen acı bir kemik hastalığı neden olabilir.


 
Ayrıca diş kavitesini güçlendiriği öne sürülen Florürün aslında diş dental yapısında hiç bir önemi olmadığını vurgulayan bir dizi çalışmada çalışmada da 1998de
 ‘ USA ve Batı ülkelerinde suya ilave edilen florür varlığında veya yokluğunda diş kavitesi üzerinde hiç bir farklılık görülmemiştir.’(4)
 
Demek ki Florürün uzun süreli kullanımlarının etkileri yıllardır bilinmekte ama göz ardı edilmektedir. Peki neden?

Bu kadar zehirli olan bu kimyasalın ilk önce insan vücüdundaki etkilerine baktıktan sonra, bu tehlikeli maddenin neden suyumuzda veya diş macunumuzda son bulduğunu anlamanızı sağlamak için gerçekleri önünüze sermeye çalışacağım.
 Florür, nötr haldeki flor atomunun, bir elektron alarak iyon(anyon) haline geçtiğinde aldığı isimdir. F−1 olarak gösterilir. Bu iyona başka bir unsur yapıştırılır. Florür iyonu içeren maddelere de verilen bir isimdir. Bir iyon olduğundan dolayı, kendi başına doğada yer almaz; ancak bir çözeltide karşı iyonu ile yer alabilir.

İnsan vucudünda florürü emerek depo eden ilk merkez,
Epifiz,denen omurgalıların beyninde yer alan mercimek tanesi büyüklüğünde bir bezdir. Bu bez ingilizcede pineal gland  epiphysis cerebri, epiphysis, conarium ve organ  Üçünçü göz olarak da tanımlamaktadırlar.  Bu organ ayrıca bir  kozalağa ‘Pine’ benzediği için bu adı almıştır.  

 
Bu epifiz bezi doğumdan üç yaşına kadar hızlı büyümeye devam ederken, üç yaşından  ergenliğe kadar daha yaş büyümeye devam eder. ( 3 yaş altı çoçukların kullandığı  macunlarında ki floürü miktarda bezin büyümesini tamamen durdurarak IQ düzeyini etkiler) Epifiz bezi vücutta bir çok organında düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Erken yaşlarda alınmaya başlayan florür bu bezin gelişmesini engellerken Kısırlıktan, böbrek yetmezliğine, Tiroid, pankreas ve hipofiz bezinin de  aktivitelerinde aksaklığa sebeb olur. Sonuçta, kanserle, şeker hastalığı ile , kısırlık gibi bir çok hastalıkla savaşan bu yüz yılın insanları ortaya çıkar.   


 
Bu kadar bilgiden sonra artık Epfiz bezinin sağlıklı çalışmasının önemini ve florürün toksik etkileri bilinmesine rağmen neden ısrarla önerilmiş olabileceğinizi herhalde tahmin etmişsinizdir.
Bill Gate’in bir toplantısında ağzından kaçırdığı gibi, ‘Dünya populasyonu hızla büyümeye devam ediyor ve bir  şey yapılmalı ‘ bence zaten yapılmaya çoktan başlandı. Bir yandan üremenini önüne geçilmediği 3 dünya ülkelerinde bitmeyen savaşlarla, Afrika kıtasının sonu gelmez etnik temizliği ve AIDS ile, ve kısırlaştırılan Avrupa.
Populasyonun dengede tutulmasını sağlamsının yanında, aslında Epifizin bezinin yüzyıllardır üçüncü göz olarak bilinmesi de dikkate değerdir. Bir çok ruhsal dokrin öğreticileri bu kısmın aktiviyasnunun bizi ruhsalığa taşıyarak aslında rüyada olduğumuz bu realiteden uyanacağımızı belirtmektedirler.
 



 
Ortadaki resim; Sümerlerde medeniyetinde 3000 yıl öncesine ait taş kabartmalardan ve çok ilginç olanı Vatikanda Papa nın elinde tutuğu çam kozalağına benzemiyor mu? Acaba yüzyıllardır bu  bezin sırrı bilinmekte olup,  bazı gizli örgütler tarafından  insan  realitiseni kontrol ve manipülayonunda mı kullanılıyor du?

1*Varner JA, et al. (1998). Chronic Administration of Aluminum-Fluoride and Sodium-Fluoride to Rats in Drinking Water: Alterations in Neuronal and Cerebrovascular Integrity.Brain Research. 784: 284-298.

2*Hilleman B Alıntılar: "florür takviyesi: Çekişme uzağa gitmek olmaz" Chemical and Engineering News, 1988 Ağustos, 66:31 
3*Caldwell G, Zanfagna PE - "Fluoridation and Truth Decay" Top-Ecol Press, Library of Congress No. 74-80847 (1974) also, see: Gotzsche A-L - "The Fluoride Question: Panacea or Poison?" Stein & Day (New York) ISBN 0-8128-1974-X (1975)
4*Heifetz SB, et al. (1988). Prevalence of dental caries and dental fluorosis in areas with optimal and above-optimal water-fluoride concentrations: a 5-year follow-up survey. Journal of the American Dental Association 116: 490-5.